9 Aralık 2011 Cuma

Masayı Donatın


Ne zamandır yazı yazmak istiyorum. Açıyorum blogu "yeni kayıt" a tıklıyorum. İstek var yani özünde. Ama yazacak bir şey bulamıyorum. "İngilizce nankördür. Çalışmazsan unutursun hemen" hede hödösü gibi  klişe bir şey galiba bu da. Yazmadıkça yazma yetine töbeestafurullah bir şeyler oluyor. 

Sana yazı yazmadığım bu dönemde blögcüm, kayda değer hiçbir şey olmadı. Vize haftam geçti, okunması gereken romanlardan bazılarını okudum bazılarını okumadım, staja gittim geldim falan. Bu arada staj gerçekten çok sıkıcı bir şey. Aslında sıkıcı olan stajdan daha çok eğitim sisteminin ta kendisi. Sene olmuş neredeyse 2012, dersin ortasında içeri girip kılık kıyafet kontrolü yapan müdür yardımcıları var hala şu hayatta. Ve hala koridorda düdük fantezisi bitmek tükenmek bilmiyor. Türkiye derecesi yapmış çocukların sadece kafalarının sayısala çalışması da ayrı bir trajedi zaten. Edebiyata ilgilerinin olmaması falan değil burda konu. Algılama ve yorumlama sorunları var. Gerçekten. Muhtemelen matematikte fizikte zehir olan bu çocuklara "nasılsın" diye sorduğunda afallayıp birkaç saniye düşünmeleri söz konusu. Yani tüm hayatım boyunca bunlarla uğraşmak isteyip istemediğimden emin değilim. Son zamanların modası olarak galiba büyünce pilot olcam ben.  Zaten hala bizi adam yerine koyan yok. Öğrencilerin "abla" demeleri günlük bir ihtiyaç, bir ritüel. Abla demedikleri hafta işlerim ters gidiyor. Komik olan, geçen hafta lisedeki hademenin, bizi kaçmak isteyen öğrenciler sanıp çıkmamıza izin vermemesi. "Olmaz gidin hocanızdan izin alın" dedi. "Nasıl yani?" diye bakarken ordan diğer hademe (ki sabah "hop genşler nereye?" demişti) "Onlar stajyer öğretmen ya hohoho" diye böyle şakalar gülmeceler falan yaptı. Öf yani işte -_-

Hayatımdaki bu çok eğlenceli, adrenalini yüksek ve çılgın anlar dışında güzel olan tek şey, geçen hafta arkadaşlarımla gittiğim Yastık Adam'dı sanırım. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun son zamanlarda izlediğim en iyi oyunu bence. Murat Çidamlı ve Tolga Tekin'e kalbimin orta yerinden yanar dönerli bir meyve tabağı yolluyorum. Oyunun yazarı sevgili Martin Mcdonagh beyefendiye de izninizle yan masadan bir içki gönderiyorum. Her ne kadar İrfan Şahinbaş sahnesi ebesinin gözünde bir yerde olsa da sanırım bu sahneden başka bir yerde bu kadar etkileyici olmazdı. Hikayesi, oyuncuları, efektleri derken fazla başarılı bir şey çıkmış ortaya. Gitmeyen varsa mutlaka gitsin. Darılırım bak, hatrım kalır. 

7 yorum:

hemera-nyks dedi ki...

hop genşler nereye? heheh :D bunada şükür .
-
hemera

SaydamBalon dedi ki...

Abla eheheh. :D eğtim sistemi yüzünden sorunlu çocuklar yetişiyo bence, herkes intihar edicek çocuk kalmıycak memlekette görücekler. :D

Adsız dedi ki...

Erdem! Benim Melis.

Mr.E dedi ki...

Al sana bahane, mimlisin!

İsmini Vermek İstemeyen Seyirci dedi ki...

hemera, yaa sorma :)

SaydamBalon, aman diyim!

Melis! :*

Mr.E, tamam en kısa zamanda:)

Mystery dedi ki...

Abla tipli şey, yiring senin öğretmenliğini :D Bir de George Dandin yapman lazım yannız, benim de hatrım kalır, hiç kusura bakma :D

İsmini Vermek İstemeyen Seyirci dedi ki...

"Kızım ne oyunlar var" hey cidi hey sen bilmiyorsun asdfgh:D İkinci dönem giderim:*